14 Haziran 2025 Cumartesi

The Rocky Horror Picture Show

 


70'li yıllarda gerçekten bir hayli kült film var: Saturday Night Fever, Pink Flamingos gibi... The Rocky Horror Picture Show da bu kült filmlerden biri. Filmin en hoş yanlarından biri de soundtrackinin çok eğlenceli, iyi olması ve filmin adeta bir müzikal havasında geçmesi. 

Dikkat her an Meat Loaf bir yerlerden çıkıp şarkı söyleyebilir! Nereden çıktığını filmi henüz izlememiş olanlar için spoiler olmasın diye söylemedim. Benim en sevdiğim şarkılar ise Sweet Transvestite ve Make You A Man. Tabi o zamanlarda dans akımı yaratan enerjik şarkı Time Warp'u da unutmamak lazım.


"Don't dream it be it" mottosunu temeline alan filmde yeni evli bir çift Dr. Frankenfurter'ın malikanesine yollarını düşürüyor. Çünkü yolda kalıyorlar ve çok çaresizler. O da misafirperver bir isim olarak onlara bir gece de kalmalarını teklif ediyor. Ancak burası oldukça tuhaf ve ütopik bir yer ve sonuçta birçok tuhaf olay başlarına geliyor. Ama sonuçta bence kaldıklarına hiç de pişman olmuyorlar. 



Muhtemelen Frankenstein'dan ve sosis çeşidinden de adını almış olan Dr Frankenfurter devamlı envai çeşit deneyler ile uğraşıyor ama bunlar çok ulvi meseleler değil. Daha çok kaslı sarışın adamlar yapmak gibi hobileri var. Bu rolü oynayan Tim Curry'nin ise zaten ne kadar iyi bir oyuncu olduğu malum. Hatta yıllar sonra Scary Movie filmlerinde de konuk oyuncu olarak yer aldı ve bu filme göndermeler yaptılar. Tuhaf ve eğlenceli kült filmleri seviyorsanız bu filmi de mutlaka izleyin! Hatta daha önce izlediyseniz bence tekrar izleyin.

                                                                                                                       İpek Çakır

Funny Games: Şiddetin Soğuk Yüzüne Bir Ayna

 


1997 yılında Avusturyalı usta yönetmen Michael Haneke tarafından çekilen Funny Games, sadece bir film değil; izleyiciye yöneltilmiş, rahatsız edici bir sorgulama biçimi. 2007’de İngilizce remake’iyle yeniden izleyici karşısına çıkan bu başyapıt, izleyicinin şiddetle olan ilişkisini alt üst eden yapısıyla sinema tarihinde özel bir yer ediniyor.

Film, tatil yapmak için göl kenarındaki yazlıklarına gelen varlıklı bir ailenin, kapılarını çalan iki genç adam tarafından sistematik olarak psikolojik ve fiziksel işkenceye uğramasını konu alıyor. Ancak Funny Games, klasik bir “home invasion” (eve saldırı) gerilim filmi değil. Haneke’nin amacı, izleyiciyi pasif bir gözlemciden aktif bir suç ortağına dönüştürmek. Kamera kullanımı, dördüncü duvarın yıkılması ve karakterlerin izleyiciyle doğrudan göz teması kurması gibi sinematografik oyunlarla film, seyirciye “Bunu izlemekten gerçekten keyif mi alıyorsun?” sorusunu yöneltiyor.

Susanne Lothar ve Ulrich Mühe’nin orijinal versiyondaki performansları, gerçekçiliğin sınırlarını zorlarken, şiddetin duygusal etkisini seyirciye iliklerine kadar hissettiriyor. Arno Frisch ve Frank Giering ise “masum” yüzlerine rağmen sadist karakterleriyle izleyiciyi tam ortadan ikiye bölüyor: Hem tiksinilen hem merak edilen figürler. 2007 versiyonunda Naomi Watts, Tim Roth, Michael Pitt gibi isimler yer alsa da, orijinalin soğuk, steril ve Avrupa’ya özgü mesafeli atmosferi bambaşka bir yerde duruyor.


Haneke, kamera hareketlerini minimumda tutarak, olayların sıradanlığı içinde dehşeti büyütüyor. Tek planda çekilen uzun sahneler, izleyicinin kaçma şansı olmadan şiddetin içine çekilmesini sağlıyor. Renk paleti nötr; bu, yaşanan vahşetin herhangi bir “film estetiği”yle süslenmediğini, doğrudan ve çiğ bir biçimde sunulduğunu gösteriyor.

Michael Haneke, izleyiciyi eğlendirmek değil, sorgulatmak istiyor. Funny Games, klasik Hollywood anlatı yapısını yıkarak, şiddeti bir eğlence nesnesi olarak tüketen modern seyirciye yöneltilmiş bir eleştiri. Haneke, “Bu filmi seviyorsanız, muhtemelen sizi eleştiriyorum” diyor ve haklı da.

Filmin büyük bir kısmı boyunca neredeyse hiç müzik kullanılmaz. Bu tercih, sessizliği adeta bir “karakter” haline getirir. Şiddetin öncesinde ya da sonrasında gelen bu sessizlik, seyircinin kendi düşünceleriyle baş başa kalmasına neden olur. Sadece açılışta çalan ekstrem metal parça (John Zorn imzası taşır) ise izleyiciyi şok etmeye yeterlidir.

Funny Games, bir kez izlenip unutulacak filmlerden değil. Aksine, zihninizde yankılanacak sorular bırakarak sizi koltuğunuza çivileyen bir deneyim. Şiddetin pornografik bir gösteri değil, derin bir insanlık eleştirisi olduğunu haykıran bu film, cesur ve rahatsız edici bir aynaya dönüşüyor. Her sahnesiyle, “İzlemekten zevk aldığın bu şeyin arkasında ne var?” diye soruyor.

Haneke’nin sineması, seyirciyle yüzleşmekten korkmayan bir sinema. Ve Funny Games, bu yüzleşmenin en çarpıcı hali.

                                                                                                                           Büşra Akkitap

Bir Çocuğun Gözünden Savaş: Güneş İmparatorluğu Üzerine

 “Empire of the Sun” (Güneş İmparatorluğu), Steven Spielberg’in 1987 yılında yönettiği bir filmdir. Yapım, J.G. Ballard’ın otobiyografik rom...