Ne zaman yeni bir film ya da dizi çıkarsa, önce oyunculara bakıyorum. Konusu ikinci planda kalıyor çoğu zaman. Çünkü bazı oyuncular var; adını gördüğüm anda “Tamam, bu işi izlerim” diyorum. Film ya da dizinin iyi olup olmaması bile çok fark etmiyor. O oyuncu varsa, gözüm kapalı izliyorum. Bunun mantıklı bir açıklaması olmayabilir ama hepimizin böyle oyuncuları var. Kimileri için Haluk Bilginer, kimileri için Gülse Birsel, kimileri içinse daha genç isimler: ,Mert Yazıcıoğlu, Afra Saraçoğlu, Serenay Sarıkaya... Oynadıkları her işte “aynı kişi” gibi hissettirse bile, izlemeye devam ediyoruz. Neden?
Bence mesele oyunculuğun ötesine geçiyor. Ekrandan taşan bir samimiyet, bir güven var. O kişinin varlığı bile filmi daha izlenebilir yapıyor. Kimi zaman sadece ses tonu, kimi zaman bir bakışı... Alışıyoruz. Tanıdık gibi oluyor. Hatta bazen karakterden çok oyuncuya bağlanıyoruz.
Bir de şu var: Bazı oyuncular ne seçerse seçsin, belli bir kalite çizgisinin altına inmiyor gibi. Belki sırf bu yüzden “bu işte mutlaka bir şey vardır” diyerek izliyoruz. Yani oyuncuya duyduğumuz güven, projeye olan sabrımızı bile etkiliyor.
Sonuçta herkesin “izlerim çünkü o oynuyor” dediği biri vardır. Bu, sinemayla kurduğumuz bağın biraz daha kişisel hale gelmesi gibi. Oyunculara sadece rol değil, duygusal alan da tanıyoruz belki. O yüzden, konu kötü olsa da bazen yetiyor: “O oynuyorsa izlenir.”
İlke Yirik


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder