R.F. Kuang, edebiyat dünyasında son dönemin en dikkat çekici yazarlarından birisi. İlk kitap serisi
Haşhaş Savaşıüçlemesi, ardından Babil ve yeni Türkçeye çevrilen Sarı Yüz, diğer tüm eserleri gibi
yine gündem olmayı başardı. Olabildiğince az spoiler ile kitap hakkında konuşmak istiyorum.
Kitabın konusu, ilk bakışta başarılı Asyalı bir yazar ile onun kadar başarılı olmayan beyaz bir kadın
yazarın arkadaşlığı gibi dursa da, çok daha fazlasını içeriyor. Bu sözde arkadaşlık, bolca rekabet,
ihanet ve düşmanlıkla örülü ve ilk andan itibaren size bu gerilimi hissettiriyor. Irkçılık teması da
eleştirel bir şekilde kitabın her anında var. Babil kitabında da olduğu gibi, bu kitapta da yazar Batı
yayıncılık dünyasındaki ırkçılığı ve kültürel fetişizmi açıkça eleştiriyor. Zaten kitabın adı olan “Sarı
yüz” ifadesi, Asyalıları küçümseyici, ırksal stereotip yaratan bir ifade olarak kullanılıyor. Yazarın
kendisi Çinli aslında, ancak kitabı beyaz bir karakterin ağzından yazıyor. Bence bu durum,
vurgulanmak istenen ırkçılık düşüncesini pekiştiriyor çünkü anlatılan hikâye, bu tersyüz edilmiş
bakış açısıyla ırkçılığı daha görünür ve sorgulanabilir kılıyor.
Kitapla ilgili en sevdiğim şey, karakterden gerçekten nefret etmeyi başarıyorsunuz. Ancak nefret
ettiğiniz ve onu bu kadar itici yapan özellikler, bir yandan size çok insancıl geliyor. Herkesin
aklından geçen, ama söylemeyi çekindiği şeyleri söylüyor, yapıyor. Belki de bizi karaktere karşı bu
kadar öfkelendiren, benzer duygular besleyebilen bizim, yani insanoğlunun gerçekliğine ayna
tutması.
Kitabı okurken hiç sıkılmıyorsunuz, tempo hep çok yüksek. Karakterimiz Juniper, sürekli yeni bir
krizin içerisinde buluyor kendisini — çoğunlukla da kendi hataları yüzünden. Bu bağlamda kitap
oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı.
Olumsuz olarak bahsedebileceğim tek şey kitabın sonu. Çok iyi bir giriş yapan Sarı Yüz’den daha
güçlü bir son beklerdim. Bu kadar olayın ardından gelen son, biraz aceleye getirilmiş hissi
yaratıyor.
Sonuç olarak Sarı Yüz, yalnızca bir arkadaşlık hikâyesi değil; edebiyat dünyasında temsil, ırkçılık
ve kimlik meselelerine dair sert ve rahatsız edici bir yüzleşme sunuyor. R.F. Kuang, cesur
anlatımıyla okuru zorlayan ama düşündüren bir roman ortaya koymuş. Her ne kadar sonu
beklentimi tam karşılamasa da, kitabın genel etkileyiciliğini gölgede bırakmıyor.
Doğukan Ece

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder