John Steinbeck’in “The Chrysanthemums” (Sardunyalar) adlı kısa hikâyesi, birçok konuyu
ele alan etkileyici bir edebi eserdir. Bu konulardan biri de feminizmle ilgili meselelere dairdir.
John Steinbeck, bu meseleleri Elisa ile hikâyedeki iki erkek arasındaki ilişkiler üzerinden ele
alarak dikkat çeker. Bu iki erkekten biri Elisa’nın kocası, diğeri ise çiftin bahçesine yol
sormak ve bazı aletleri tamir edip bileyleyerek para kazanmak için gelen seyyar tamircidir.
Bu hikâyede Elisa’nın hayatla mücadelesini ve başarma tutkusunu görebiliriz. 1938 yılında
yayımlanan bu hikâye, o dönemde erkeklerin kadınlara karşı genel bakış açısını ortaya
koymaktadır. Henry’nin, yani kocasının, ve tamircinin Elisa’ya karşı tavırları; Elisa’nın
hayatındaki sınırlı etkinlikler ve özgüvenli bir kadın olma arzusu, John Steinbeck’in “The
Chrysanthemums” (Sardunyalar) adlı eserindeki feminist konuların altını çizer.
“The Chrysanthemums” (Sardunyalar), 20. yüzyılın erkek egemen dünyasını ve kadınların
yalnızca sınırlı eylemleri gerçekleştirme şansı olduğu günlük düzeni tanıtır. Hikâyenin
yayımlandığı yıllarda bu günlük düzende kadınların sınırlandırıldığı ve bu sınırlamanın
edebiyata yansıdığı bir gerçektir. Bu dönemde sosyal statü kazanabilen ve bu konuda adım
atabilen kadın örnekleri oldukça azdır. John Steinbeck, bu tür toplumsal meselelere ilgi
duyan bir yazar olmuştur Bu nedenle yalnızca “The Chrysanthemums”da değil, “Fareler ve
İnsanlar” (Of Mice and Men) ve “Gazap Üzümleri” (The Grapes of Wrath) gibi eserlerinde de
toplumsal cinsiyet rollerini ve bu rollerin getirdiği sonuçları ele almıştır.
John Steinbeck, bu hikâyede iki erkeğin davranış biçimini ve bu davranışların Elisa’nın
hayatını nasıl etkilediğini ortaya koyar. Henry’nin ve tamircinin belirli sözleri ve Elisa’ya olan
yaklaşımları, erkek egemen toplumda var olan ve modernizmle birleşen kaybolmuş kadın
kişiliğini bize en yakından tanıtır. Hikâyeyi dikkatle yorumladığımızda, Henry’nin iyi bir eş
olmadığını görebiliriz. Elisa’nın konuşmalarına her zaman kendini güçlü bir insan gibi
hissederek başladığını fark edebiliriz. Henry’ye işleri nasıl halledebildiğini anlattığında,
kendine güveni açıkça görülmektedir. Ancak Henry’nin yorumları, Elisa’yı 20. yüzyılın gerçek
hayatına geri çeker. Aynı durum tamirciyle yaşadığı konuşmada da meydana gelir.
Başlangıçta Elisa, tamirciye para vermemekte kararlı, güçlü bir kadın gibi görünür; fakat
daha sonrasında otoriteye yenik düşer.
Kendini güçlü ve özgüvenli bir kadın gibi göstermeye çalışsa da, Henry’nin hiçbir zaman
onun yaptıklarından memnun olmadığını görebiliriz. Elisa’nın güçlü bir kadın olma isteği
Henry’nin onunla konuşmaya başladığı anda sönmeye başlar.
Ayrıca, tamircinin davranışları da Henry’ninkilerden çok farklı değildir. Elisa her ne kadar
tamirciden etkilenmiş gibi görünse de, tamircinin ona karşı tutumu alaycıdır. Daha yeni
tanıştığı bir kadın olan Elisa’ya ne yapıp ne yapamayacağını sınırlandıracak şekilde
yaklaşması, o dönemde erkeklerin kadınlar üzerindeki gücünü simgeler.
Kendi açımdan hikâyeyi değerlendirdiğimde, anlatının 20. yüzyıl modern edebiyatına iyi bir
şekilde ışık tuttuğunu ve Amerikan Rüyası’nın beraberinde getirdiklerini iyi yansıttığını
düşünüyorum. Büyük Buhran dönemindeki ikili ilişkileri işlemekle kalmayıp, aynı zamanda
kadın-erkek ilişkisinin altını çizen ve cinsiyet kavramının 20. yüzyıldaki kavranışını dışa vuran
bir kısa hikâye görüyoruz. John Steinbeck, bu hikâyede modern dünyanın ikili ilişkilerini
anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bir kadının modern dünyadaki ikilemini de dile getiriyor.
Çağan Ata Haykır
.jpg)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder