Dizinin ikinci sezonunda bizi delik deşik olmuş bir Nilüfer karşılar. O kadar çok zedelenmiştir ki ailesi tarafından, yüzüne bakınca arkasını görebilirsiniz. O kadar geçirgen olmuştur ki bedeni esen rüzgar yüzüne çarpmadan geçer gider. Duvarları geçebilir sanki okyanusları, dağları, zırhları geçip gidebilecek gibidir. Nilüfer karakteri sevilmeyi kendi kendine öğrenmiştir hayatta ancak her öğrencide olduğu gibi doğru sevmeyi öğrenene kadar sağlam hataların içinde çırpınmıştır.
Cihan ise nilüferin büyüdüğü sakin ama boğucu bir su birikintisinde değil kaçıp gidilebilecek hırçın dalgalara sahip bir falezde doğmuştur. Aile öyle hırpalamıştır ki hem bedenini hem zihnini bağlanmayı öğrenmek için fırsatı bile olmamıştır belki de.
Romantik ilişkilerde kolaydır "Birbirinize iyi gelmiyorsunuz." demek ancak şu unutulur. Birbirine iyi gelmeyen iki insan neden birbirine muhtaçtır? Cevap basit, acıyı daimi kılmak için. Anneler yaşlanır, babalar gider ama çocuk alışmıştır gözünü açtığından beri korkmaya ve artık bunu karşılayabilecek bir ebeveyn yoksa hayatına anne baba olarak bir eş getirir. Bilinçaltı düzeyde sevmeyi seçtiklerimizi bile alışkanlıklarımız doğrultusunda seçer o insanlara çok derinden bir tutku besleriz. Peki bir insan en yakını olan ailesi onu görmezden gelirken, döverken neye alışır? Elbette gözyaşına.
Hikayenin başındaki ihtişam kişiler derinlere inmeye başladıkça anne babalarına benzemeye başladıkça çocukluklarındaki kıyamete dönüşür. İlginçtir ki çocukluğumuza benzer bu kıymeti yaşamak bizi daha çok bağlar karşımızdakine. İçinden çıkmayı beceremeyiz çünkü gitsek nereye gideceğiz bilemeyiz. Mutlu olmayı öğrenememiş bir insan mutsuzluktan vazgeçip yerine koyacak bir şey bulamaz ki. Onların hikayesine bir bebek gelir ve onlar artık kendi çocukluklarını gözlerinin önünde yetiştirebilirler. Koruyabileceklerini düşünür aynı hataları yapmayacaklarını zannederler. Ama korumak için önce bir güzel aynı acıları yaşatırlar bilmeden evlatlarına. Sonra dünya başlarına yıkılır ve iki karakterimizde değişmek ister. Zinciri kırmak kendilerini kurtaramamış olsalarda çocuklarını kurtarmak için ayrılırlar. Ellerinden geldiğince hatalar eşlik etse de başarırlar aslında bunu.
Önüne serilmemiş her şeyi elde edebileceğini zannederek didinmeye başlar insan. İçindeki derin boşluğu inkar edip varlığını unuttuğunu sanarak çıkar yola. Yolda sever, sevilir, öğrenir, büyür. Bizim karakterlerimizde kıra döke de olsa birlikte büyüyebildi.
.jpg)

harika bir yazı olmuş, yazarın ellerine sağlık. Blog'un içinde adeta kendimi buldum diyebilirim.
YanıtlaSil