Özellikle 90’ların başlarında hayatımıza yer edinmiş ve dönemi etkisi altına almış
romantik komediler; hayatı romantize etmeyi seven, aşka dair umutlu ve heyecanlı
kesim için birer ışık kaynağıydı. Çünkü aşk, hem gerçekçi hem de özel yanlarıyla
seyirciyle buluşuyordu. Gişe rekorları kıran, idealize edilen çiftleri barındıran bu
sektördeki eski filmler günümüzde bile yeni jenerasyonu kendine çekerken şu an neden
bu kadar kalıcı değil?
Birçok etken var incelememiz gereken. Öncelikle değişen toplumu baz almalıyız.
Kadınların her dönemde bastırılmaya çalışıldığı, ataerkil toplum tarafından onlara
dayatılan rollere maruz kaldıkları bir gerçek. Fakat 90’lardan bahsettiğimiz zaman bu
dayatmaların günümüze nazaran daha aktif bir halde olduğunu söyleyebiliriz. Romantik
komedilerde görülen kadın figürleri varyasyonluydu. Asi bir karakter, deli dolu bir
karakter ve bazen de hayattan kopuk bir karakter. Dönemin geleneksel kalıplarından
sıyrılmış ya da sıyrılmak için adım atan bu figürler, toplumun ilgisini çeken ve gerçek
aşkın sınır tanımadan var olabileceğini gösteren nitelikler taşır. Erkeklerin duygusal
yönleri süreç boyunca daha da açığa çıkıp somuttan soyuta doğru giden bir izlenim
yaratır. Özellikle geleneksel düşünce anlayışına uygun bir şekilde yansıtılan “bir kadın
sayesinde olgunlaşan erkek” entegresi çok fazlaydı. Karakterlerin dönüşümüyle beraber
aşk; hayat değiştiren, ayakları yerden kesen ve sonsuza kadar sürecek bir fantezi
unsuru olarak görülüyordu. Fakat değişen toplum yapısıyla beraber günümüzde bu
yaklaşımlar başta problematik olmak üzere cinsiyetlere dolaylı yoldan atanan
kalıplaşmış roller olarak değerlendiriliyor. Bir insanın mutlu olabilmesi, kendini yeterli
ve tamamlanmış hissetmesi için aşka veya başka birine ihtiyacı olmadığı düşüncesi baz
alınmalıdır. Bir kadın hiçbir erkeğin ne bir eğitmeni ne de annesi olmalıdır.
Bir diğer etken ise teknoloji olarak karşımıza çıkıyor. Dijital platformlara geçişle beraber
sinema kültürü gittikçe zayıflayarak yerini tüketim çılgınlığına kadar götüren dijital
platformlara bıraktı. Romantik komedi kültürü de bundan nasibini aldı tabii ki. Seri
halinde önümüze düşen, bir oturuşta izlenmelik içerikler artık kaliteden ziyade seyirciyi
ekrana bağlama algoritması üzerine kurulu. Günümüzün popülerleşmiş ve akım olmuş
söylemleri içeriklere dahil edilerek kitle kazanılmaya çalışılıyor. Bu da artık her yerde
gördüğümüz, alıştığımız ve tahmin edilebilirliği yüksek bir kurgu çıkarıyor karşımıza.
Ayrıca, birini bulmak için şu an elimizde çok daha geniş imkanlar sunuluyor. Dating
uygulamaları, sosyal medyalar insanların tanışmak için ilk seçeneklerinden biri haline
geldi. Yani o eski romantik komedilerdeki gibi birbirine yüz yüze denk gelmek ya da bir
yerde tanışıp kaderini çizmek pek söz konusu değil. Artık neredeyse herkes birbiriyle
sosyal medyadan tanışıp ilişki yaşadığı bir devirde. Hal böyleyken insan doğal olarak
romantik komediye olan inancını gittikçe yitiriyor ve imkansızlığına karşın onu bir alay
unsuru olarak görüyor. Zaten bahsettiğimiz romantik komedilerdeki bazı tanışmalar,
özellikle şu anki dönemde problem çıkartacak cinsten birkaç rahatsız edici söz ve
hareket de bulunduruyor açıkçası.
Belki bir zamanlar hevesle takip edilen bu tür, gelişen toplum algısı ve benlik duygusuyla
beraber yerini yavaşça rafa kaldırmış olabilir ama kesinlikle zamanında kendisini
akıllara kazımış başarılı bir sinema örneği olduğu gerçeği yadsınamaz. Yeni bakış açıları
ve birey olma farkındalığının getirdiği etkilerle beraber çok daha farklı bir romantik
komedi anlayışı görebiliriz belki. Belli mi olur?
Çağla Kabaoğlu


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder